![]() |
|---|
| SEVBÂN radiyallahu Anh |
|---|
SEVBÂN radiyallahu Anh
Resûlullahin hizmetlisi:
SEVBÂN radiyallahu Anh
Hz. Sevbân aslen Yemenliydi. Esîr olarak satiliyordu. Peygamberimiz esâret parasini vererek onu satin aldi, sonra da serbest birakarak hürriyetine kavusturdu. Fakat Hz. Sevbân, engin sefkat deryâsi olan Resûl-i ekreme bir anda isinmisti. Ondan ayrilmak istemedi. Bunu farkeden Peygamberimiz, kendisine su teklîfte bulundu:
- Istersen ailenin yanina dön, onlarla yasa; istersen bizimle, Ehl-i beytimizin arasinda bulun.
Makâmini yükseltir
Bu, Hz. Sevbân?in dört gözle bekledigi bir teklîfti. Hiç düsünmeden, Kâinâtin efendisiyle beraber kalmayi kabûl etti.
Hz. Sevbân, böylece Peygamber efendimizin ve ailesinin hizmetinde bulunmak serefine erdi. Peygamberimizin husûsî hizmetkârlik vazîfesini de yürüttü. Akilli, dirâyetli ve zekî bir insandi. Peygamberimizin her emrine kosar, her isini görür ve en mükemmel sekilde istediklerini yerine getirirdi.
Bir gün Müslümanlar Resûlullahin hizmetçisi Sevbân?a bir hadîs-i serîf nakletmesini ricâ ettiler: Hz. Sevbân dedi ki:
Resûl-i ekrem efendimiz buyurdular ki: ?Bir Müslüman cenâb-i Hakka bir secde ederse, cenâb-i Hak onun makâmini bir derece yükseltir ve günâhlarini affeder.?
Eshâb-i Suffa?dan olan Hz. Sevbân, Resûl-i ekremden sonraki ilim, fazîlet ve fetvâ sahibi kimseler arasinda sayilmaktadir. Genis bir ders halkasi ve talebeleri vardi. Hz. Sevbân, Resûl-i ekreme, hizmet ve ta?zîmde öyle bir derecede idi ki, Müslümanlar bunu kelimelerle izâh etmekte âciz kalirlardi.
Resûl-i ekreme olan bu sevgi ve bagliligindan dolayi defalarca zarar görmüs, hattâ yaralanmisti. Nitekim bir gün, bir Yahûdî gelerek, Resûl-i ekreme, ?Esselâmü aleyke yâ Muhammed!? demisti. Orada bulunan Hz. Sevbân, ?Niçin, yâ Resûlallah, demedi? diye Yahûdîyle dövüsmüs ve yaralanmisti.
Hz. Sevbân, ?Peygamberimizin ismini, yalniz basina söylemeyi günâh kabûl ederim? derdi.
Hz. Sevbân, Peygamber efendimizin söz ve emirlerini bütün gönlüyle, pür dikkat dinler ve bunlara titizlikle uyardi. Bir defa Resûl-i ekrem Sevbân?a;
- Kimseden bir sey isteme ve suâl sorma! diye buyurmuslardir.
Hidâyet kandilleri
Bundan sonra, Hz. Sevbân, ömrünün sonuna kadar kimseden bir sey istememis ve kimseden bir sey sormamistir. Hattâ son zamanlarinda, atina binmek veya atindan inmek husûsunda kendisine yardim etmek isterler, fakat o reddederdi.
Hz. Sevbân?in bildirdigi bir hadîs-i serîfte buyuruldu ki:
(Ihlâs sahibi olanlara müjdeler olsun! Bunlar hidâyet kandilleridir. Onlarin üzerinden bütün karanlik fitneler kalkar.)
Hz. Sevbân buyururdu ki:
Bir Müslümana faydasi dokunan veya bir Müslümanin zararini kaldiran yalan hariç, her yalan günâhtir.
Hz. Sevbân, Resûlullahtan ayri kalmaya hiçbir zaman dayanamayan bir Peygamber âsigiydi. Çesitli hizmetler dolayisiyla ba?zan Resûlullahtan ayri kaldigi olurdu. Bir gün perisan bir hâlde Resûl-i ekremin huzuruna geldi. Rengi uçmus, vücudu zayiflamis, simâsinda hüzün ve keder belirtileri noktalanmisti. Onu bu vaziyette gören Peygamberimiz, hâlini sordu:
- Neyin var, hasta misin, ey Sevbân?
Hiçbir seyim yoktur
Hz. Sevbân derdini söyle anlatti: - Ne hastaligim, ne de agrim var. Hiçbir seyim yoktur, yâ Resûlallah! Biz huzuruna gelip gittikçe cemâline bakiyor, yaninda oturuyor, sohbetinde bulunuyoruz. Ancak sizi görmedigim zamanlar muhabbetim artiyor, sana kavusuncaya kadar kederden bunaliyorum. Sonra âhireti hatirliyorum ve orada sizi görememekten korkuyorum. Çünkü siz Cennette diger Peygamberlerle beraber yüksek makâmlarda bulunacaksiniz. Ben ise Cennete girsem bile senin derecenden asagi makâmlarda bulunacagimdan dolayi, sizi orada görememekten endise ediyorum.
Bunun üzerine Nisâ sûresinin 69-70. âyet-i kerîmeleri nâzil oldu. Bunlarda meâlen buyuruldu ki:
(Allahü teâlâ ve Peygamberlere itâat edenler, iste bunlar, Allahü teâlânin kendilerine ni?met verdigi Peygamberlerle, siddîklarla, sehîdlerle ve iyi kimselerle beraberdir. Bunlarsa ne güzel birer arkadastir!
Iste itâatkârlara yapilan bu ihsân Allahü teâlâdandir. Her seyi bilici olarak Allahü teâlâ kâfidir.)
Bu âyetleri duyan Hz. Sevbân sevincinden uçacak gibi oldu.
Hz. Sevbân, çok sâdik, Peygamberimize candan bagli, fazîlet yönünden örnek bir Sahâbî idi.
Hz. Sevbân, Resûl-i ekremin her zaman yaninda hazir bulunup, hizmet edenlerdendi. Bu bakimdan, Peygamber efendimizden pek çok istifâde etmis ve ilim bakimindan pek yüksek bir dereceye kavusmustur. Nitekim 124 veya 127 hadîs rivâyet etmisti. Çok hadîs-i serîf ezberleyip nesredenler arasina girmisti.
Her zaman bulunacaktir
Hadîsleri iyi ezberlerdi. Ezberledigi hadîsleri yaymayi farz bilirdi. Halk, hadîs ilmindeki derecesini bildiklerinden, dâimâ ondan hadîs-i serîf sorar ögrenirlerdi. Bildirdigi hadîslerin ba?zilarinda buyuruldu ki:
(Bir zaman gelecek, ümmetimden bir kismi müsriklere katilacak. Onlar gibi putlara tapacak. Yalancilar çikacak. Kendilerini Peygamber sanacaklar. Hâlbuki, ben Peygamberlerin sonuncusuyum. Benden sonra Peygamber gelmiyecektir. Ümmetim arasinda, dogru yolda olanlar, her zaman bulunacaktir. Onlara karsi olanlar, Allahin emri gelinceye kadar, onlara zarar yapamayacaktir.)
(Biliniz ki en hayirli ameliniz namazdir. Yalniz kâmil mü?min abdestli durur.)
(Kim Ramazandan sonra alti gün oruç tutarsa, bütün sene oruç tutmus gibi olur. Kim bir iyilik yaparsa, ona, bunun on kati verilir.)